Friday, September 21, 2018

Kitabın şu ana kadarki çevirebildiğim kısmını sizlere sunuyorum dostlarım;



The Project Gutenberg’ün Marion, yazar Winnifred Eaton

EBook’u




Bu eKitap herhangi bir ücret ödemeden herkesin kullanımı içindir.

neredeyse hiçbir kısıtlama yok. Kopyalayabilir, verebilirsiniz ya da

Proje Gutenberg Lisansı kapsamında yeniden kullanım

bu e-Kitap da veya çevrimiçi olarak www.gutenberg.org/license






Başlık: Marion

The Story of an Artist's Model




yazar: Winnifred Eaton




ressam: Henry Hutt




yayın tarihi: eylül 17, 2018 [EBook #57920]




orjinal dil: English




Character set encoding: UTF-8




*** PROJECT GUTENBERG EKİTAP’I “MARION” ’un BAŞLANGICI ***






Mary Glenn Krause, Chuck Greif, amsibert ve

the Online Distributed Proofreading Team tarafından hazırlandı.

http://www.pgdp.net (bu dosya resimlerle cömertçe hazırlandı

The Internet Archive/American

Libraries tarafından mümkün hale getirildi.











MARION




[çizim: Onun yanında diz çöktüm ve beni affetmesi için ona yalvardım.]







MARION,

BİR SANATÇININ MODELİNİN HİKAYESİ




tarafından yapıldı:

Kendisi (hanımefendi) ve “ME” adlı eserin yazarı.

Çizimler /Çizer:

HENRY HUTT




[görsel]




NEW YORK

W. J. WATT & COMPANY

PUBLISHERS (yayınevi)





COPYRIGHT, 1916, BY

W. J. WATT & COMPANY (telif hakkı)





PRESS OF (.. yayını)

BRAUNWORTH & CO.

PRINTERS AND BOOKBINDERS

BROOKLYN, N. Y.







MARION




BİR SANATÇININ MODELİNİN HİKAYESİ







I (BİR)





“In dat familee (o ailede) dere are eleven cheeldren,(11 çocuk var) and more--they come! See dat (ve daha fazlası!geliyorlar görğyormusun?)

leetle one? (küçük olan mı?)She is très jolie! (o sadece üç yaşında Jolie!) Oui, très jolie, n’est-ce pas? ( ciddiyet ve dil yapısının dışında yer alan anti formal dil ve biraz fransızca türevleri yazılıyor buraya kadar.)

De father (baba)

ingiltere’den on yıl kadar önce geldi. He was joost young man (sadece genç bir adamdı o), mebbe ( belki)

twenty-seven or twenty-eight year ol’, (yirmi yedi veya yirmi sekiz yaşlarındaydı)

and he have one leetle foreign

wife (ve yabancı küçük bir hanımı var)and six leetle cheeldren. (ve altı küçük çocuğu)They were all so cold. They were not use

to dis climate of Canada. (hepsi çok üşümüştü/soğuktu ve kanada’nın bu iklimine alışkın değillerdi)Karım ve ben, we keep de leetle ’otel at

Hochelaga, (Hochelaga’daki oteli elde tuttuk) and my wife she take all dose leetle ones and she warm dem (ve eşim , o bütün küçükleri alır ve ısıtırdı)

before the beeg hall stove, and she make for dem the good French

pea-soup.”(büyük salonun sobası yanıbaşnda ve onlar için güzel fransız pea-soup yapardı)*peasoup :bezelye çorbası*




Annem beni köşedeki dükkana bazı şeyler almam için yollamıştı. (gıda satılan dükkan). Monsieur (mösyo/bay/bey)

Thebeau, dükkan sahibi,bakkalcı bir yabancı ile konuşuyordu. utandım ve

ailemiz hakkında bu şekilde konuşulmasından dolayı kendimi çok aşağılık hissetmiştim.

neden illa biz hep parmakla gösterilmek zorundaydık? hem de bu şekilde ve şüpheci ve delice garip hissetmek zorundaydık?

Korkunç, ailemizin büyüklüğü ve annemim milliyeti neden herkese bu köşe bakkal tarafından bildirilmeliydi?

I glared haughtily at Monsieur (Mösyo’ye kibirli/ mağrurca bir şekilde baktım)

Thebeau,ama o geveze olmaya devam etti., regardless of my discomfiture.(bundan rahatsız olmamı aldırmaksızın.)




“De eldest--a boy, monsieur--he was joost nine year old, ( en büyük olan ,bir erkek çöcuğu mösyö, - o sadece dokuz yaşındaydı.) and my wife she

call him, ‘(ve eşim ona şöyle sesleniyordu)Le petit père.’ His mother she send him out to walk wiz all (küçük baba. Annesi onu geri kalanlarla beraber yürümesi için dışarıya gönderirdi.)

hees leetle sisters, and she say to him: ‘Charles, you are one beeg boy,

almost one man, and you must take care you leetle sisters; so, when de

wind she blow too hard, you will walk you on de side of dat wind, and

put yourself between it and your sisters.’ ‘(onun küçük kız kardeşleri and o ona şöyle derdi: Charles,sen büyük bir oğlansın. hatta neredeyse bir adam. ve küçük kardeşlerine bakmalısın.yani rüzgar (dişi) çok sert üflediğinde , sen de o rüzgarın yanında yürüyeceksin. ve kendini onun ve kız kardeşlerinin arasına konumlandıracaksın.)

Yes, mama,’ il dit. (evet anna yapacağım.)

And we,

my wife and I, we look out de window, and me?(ve biz ben ve karım, biz pencereden dışarı bakarız. peki ya ben?

) I am laugh, and my wife,

she cry--she have lost her only bebby, monsieur--to see dat leetle boy

walk him in front of his leetle sisters, open hees coat, comme ça,

monsieur, and spread it wiz hees hands, to make one shield to keep de

wind from his sisters.”

(gülüyorum, ve eşim de , ağlıyor o, çünkü tek bebeğini de kaybetti, mösyö , o küçük çocuğu öbür küçük kız kardeşlerinin yanında yürürken görmek , adam ceketini açar, comme ça (bunun gibi) mösyo, ve elleriyle yayar, rüzgara karşı kız kardeşlerini korumak için bir kalkan oluşturabilmek için.)




Mösyo Thebeau’nun konuşuyor olduğu adama hitaben, arkasını döndü. Ve beni merakla ilgilendiriyordu. yüzü kızarmış ve öfkeliydi ,zorlayıcı ilgi çekici bakışının altında. Ardından gülümsedi , ve başını sallayarak şöyle dedi:




“Haklısınız. Bu bayan gerçekten güzel , gerçekten akılda kalacak kadar hoş!”




Ben geri kalan herşeyi unutuverdim. Küçük hafif kafam ve kalbim dönerken , eşyalarımı topladım /paketlerimi ve dükkandan dışarıya attım kendimi hışımla.Bu bana güzel denilişinin ilk örneğiydi ve o zaman daha sadece yirmi yaşındaydım.Kendimi coşkulu ve hoş hissettim.




eve vardığımda, Bakkaldan aldıklarımı yani gıdaları mutfakta bir masaya yatırdım.

ve odama koştum.

Sandalyenin üzerinde durur vaziyette, Yüzümü görebildim,

çok yüksekte olan ve çizik, eski şifoniyer oval aynada.

Ben, uzun ve hevesli bir bakışla baktım, o surata. Genellikle Mösyo Thebeau’yu şöyle derken duyardım; “très jolie,” ve bu fransızca olan sözlerin anlamını şimdi biliyorum; “.Çok güzel akılda kalan bir güzellik!” Dükkandaki ingilize söylediği gibi. (veya ingilizin dediği gibi).




Ben o zamanlarda güzel miydim? elbette oraya yansıyan yüz çok şişko ve kırmızıydı. amanın! yanaklarım resmen elma kadar kırmızıydı. rahatsızlık verici yağları ellerimle ittim. ve gözlerimi iyicene açtım ve göz kırptım onlarla kendime aynada./camda.

Aah! sadece saçım altın rengi olsaydı! Büküldüm ve etrafımda döndüm.

Ve kendi yüzüme garip komik surat şekilleri yaptım.




Aniden harika bir fikirle heyecanlandım.--o an için önceki hırsımı yönlendirdi o, hırsım bir gün bir sanatçı olmaktı, aynı babam gibi. Bir aktirist olmak isterdim eğer güzel olsaydım, fakat o ingiliz beyefendi ve fransız bey demediler mi güzel olduğumu, yani neden ünlü olmayayım ki?




Annemin odasına kaydım , uzun bir etek buldum, ve üzerime giydim; ayrıca bir tüy de buldum ki onu da saçıma taktım. Ardından, farkedilmekten korkarak, dışarı koştum parmakucunda , ahıra doğru. Orada, yukarı aşağı yürürken, şiirler okudum. Arada duruyordum , özenle eğilmek için , o ilgili seyirciye.

, öyle ki, zihnimde,hayalimde, beni alkışlıyordu , neşemi yerine getiriyordu, delice , vahşi bir alkışla, annemin tiz sesinin beni çağırdığını duyduğum zaman:




“Marion! Marion! bu kız nereye kayboldu böyle?”




“geliyorum/yor, anne/mama.”




Aceleyle kendimi etekten ve tüyden arındırdım ve, ahırdan acelece hızla çıktım eve gitmek için. Burada, annem en son bebeğimizi benim üzerime itti/yıktı/bıraktı. ve şununla ,yönergeler , onu sessiz tutmak , o akşam yemeği yerken.



O bebeği ellerime aldım , fakat ben hala o neşeli, rüyalar alemindeydim. Ve elimde bir fransız romanı tuttum , öyle ki ben ondan, kardeşim Charles’dan ,onun odasından arakladım. Bu sıralarda Charles yirmi yaşındaydı, ve evlenme niyetiyle bir kızla nişanlandı ki bizim pek beğenmediğimiz bir kızdı.

No comments:

Post a Comment

İletişim Formu

Name

Email *

Message *


Get paid to share your links!