Monday, September 10, 2018

Kör Dansöz (Kısa Bir Hikaye)

Alt geçitteyiz. Hava karardı kararacak. Gün batımı falan değil, sadece daha tam tamına zifiri karanlığa adım atamadık. Alt geçit de ne alt geçitmiş böyle arkadaş! Bitmek bilmiyor. Sesler duyuyoruz. Öyle sesler ki bunlar, anlatmaya dilim varmaz. Edepsizlik hat safhada resmen. Tünel, yani alt geçit ne zaman bitecek diye adımlarımızı hızlandırdık. Yer hafif ıslak. Sanki yağmur içeriye yağabilmiş gibi nasıl mümkün oldu ise. Delicesiye bir gürültü de eşlik ediyor. Kadın çığlıkları, şehvet dolu iniltiler ve acı içinde kıvranma sesleri. Neredeyse bir alt geçitten geçip yolun karşısına geçmek yerine bir tavşan geliğine girmiş gibi hissettik kendimizi. Sanki bir satanist yer altı tapınağında tecavüz ve şeytana adak adanıyormuş gibi iğrenç ve tiksinç bir ortamdaydık. İnsan o durumda uzun süre kalsa yemin ediyorum ki aklını kaçırmak ile kalmaz, aksine kendi canını almak ister. Öyle bir yer, öyle bir cehennemdi ki ikimiz de korkudan küçük dilimizi yuttuk sanırım o gün. İlerledikçe bir ışık bir rampa veyahut bir çıkış tabelası görme umuduyla ne kadar karanlık olsa da içeride bakınmaya başladık. Renki yanıp sönen ışıklar, malum sesler, sersem yüz ifadeleri ve daha neler neler gördük. Bir rampa ya da bir ışık göremedik. Umudumuzu ve aklımızı kaybetmeye başlıyorduk artık. İçerisi çok havasızdı. Arkamıza bakarsak belki geldiğimiz yön çok uzak değildir, belki bizim arkamızdan bizi takip eden pis suratlı adam ve kadınlar peşimizi bırakmış ve biz de rahatça koşabilirdik, belki sadece bir umut...
Arkamızı dönmedik, lakin bu çok zor bir durumdu nasıl anlatacamı bilemiyorum ve eminim o da hayatta olsaydı o da nasıl anlatacağını bilemez ve benim şu anda olduğum gibi o da tökezlerdi...
Arkamızı dönemiyoruz, bir şey, bir enerji , bir güç bizi alı koyuyor, içerisi o kadar az aydınlatılıyordu ki gözlerimiz sanki bozukmuş gibi kabullendik her yerin ve her bir ne olduğunu bilemediğimiz kapı, surat, eşya ve kalabalığın her türlüsünü. Başka bir seçenek göremedik ve görme şansımız zaten yokmuş çok sonra farkına vardım. O bunu göremedi onu orada kaybettim. Her şey ansızın oluvermişti ve ne yapacağımı onsuz bilemedim fakat onunla beraber olduğumuz süreç boyunca ikimiz de ömrümüzde görmediğimiz ve tatmadığımız acılar ile kıvrandık o alt geçitte. Nasıl bir lanettir bu yarab! Nasıl bir işkence idi o. Nasıl bir bilimkurgu fantazisinin gerçekliğe uyarlanıp bir şaka bir kabus gibi içimize işleyişi.... bunu unutmayacağım ve o da biliyorum ki unutmayacak ve unutturmayacak, çünkü onun  ruhu benimkinden daha büyüktü ve o , o kesinlikle içimizde dolanmakta ve bizlerin kabuslarında kılıktan kılığa girerek bizlere bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Kör olarak ölenin ruhu da kör kalmazdı bunu zor yoldan gördük. Bazen bir kabustaki, aynı o alt geçitteki gibi bir dansözler kalabalığı arasında o belki de kabustaki dansözlerden biri ve belki de değil.Kör bir dansöz gördüğümde hep içimde bir ürperti oluyor çümkü kör dansöz adımlarını ruhu ile hissetmek zorunda, göremiyor ve dikenli bir tarlada koşar gibi dans ediyor kör dansöz. Keşke gerçekten ölmemiş olsa idi ve kabuslarımdaki kör dansöz o olabilir mi diye korkmasa idim. İkimiz beraber görürdük kabusları, o kör dansöz de sadece o gün yaşananlar gibi oradaki o kör dansöz olurdu. Yani ikimizin de korkmadan yanından geçtiği kör dansöz olarak varoluşun bir parçacığından öteye geçemezdi...

Son

No comments:

Post a Comment

İletişim Formu

Name

Email *

Message *


Get paid to share your links!