Depo (roman)




  

Depo (roman)
14.10.2018 Tarihinde yazılmaya başlandı.     Yazar: Yunus Akarca    yaş 18
Karanlık bir gecenin ardından gelen bu ışıltılı sabah o denli hoştu ki, kuşlar hiç olmadıkları kadar neşeyle çıvıldıyor, sokak hayvanları hiç görülmediği kadar coşkuyla birbirini kovalıyordu. Özellikle kediler için durum hiç iç açıcı olmuyordu haliyle. Sokak köpeklerinin sokak kedilerinin peşini bırakmayışı ciddiye alınabilirdi bellki. Fakat sokak kedileri de hiç masum sayılmamakla birlikte , köpeklerin yanına yaklaşıp tışlayarak adeta başlarına bela arıyorlardı sanki. Nasıl oluyorduysa kimse yüzyıllardır bu sıradanlaşmış hadiseleri aldırmıyordu. Gerçi artık sokak hayvanları da insanların aralarındaki atışmaları aldırmıyordu sanırım. Yolda bir adam bıçaklansa hangi kedi gelip de "aa ne oldu zavallı" demiyordu ki! Zaten neden desindi? Sanki insanlar onların başına bir hadise geldiğinde celallenip savaş ilan etmiyordu ya? Kraliyet "pet'i" ise tabi savaş değil, kıyamet bile koparılabilirdi. Öyle bir durum da sokaklarda olmayacağından, tartışmaya değer bir sorun göremiyorlardı insanlar.
                                                                 ***
Herşey olması gerektiği gibi der şizofrenler... Aynen doğru kabul edilir akıllılar tarafından...
                                                           
                                                                BÖLÜM 1

Sabah denince akla ne gelir bilirim. Okulun başlangıcı (hele bir de pazartesi sabahı ise!) veya yeni bir iş günü! Belki yedide iki şansınız varsa da cumartesi pazar gibi tatil günlerine denk gelirsiniz. Bu sefer onun da şansı fazla değildi. Lakin Bahdenher iyi gününde değildi. Bahdenher'in kahvaltı merasimi uzun sürerdi. Öyle uzun uzadıya balını sukunet içerisinde ekmeğine sürer ve bir yandan da göbeğine göz ucuyla bakmayadursun, dayanamazdı. Her baktığında morali bozulur, fantastik hayal gücünün yoğun uğraşlar ve kafa patlatmalar sonucunda ortaya koyduğu pamuk şeker dünyası tuz ve buz olurdu. Onun pamuk şeker dünyası küçük bir çocuğunki gibi de değildi , gereği de buydu. Onunki orta yaşlı bir adam nasıl olmalıysa öyleydi. Saçlarının bir gölet edindiği bu yaş dönemi yok mu! Onun saçlarının da ortasında kurumuş bir gölet vardı elbette. Kel bir gölet. Etrafı da ağaçlık. Yani saçlı kıllı...
Kel olmanın tedavisi vardı elbet, zengin araplar nasıl gelip de saç ektiriyorlarsa ucuza öyle yapılır tedavisi işte. Onun küçük bir eksiği vardı gerçi. Onun eksiği pantolonunun cebinde başlayıp banka borcuna kadar uzanan bir "duygusal" eksiklikti. Yani para işte anlarsınız ya.
Bahdenher bu "ufak" sıkıntılarını eğer olur da atlatabilirse zafer onundu. Fakat bu sıkıntılar öyle kolay çözülen cinsten değillerdi. Lakin kime sokakta para dağıtlardı ki? YouTube'da oluyordu doğrudur evet. Sadece o topluluk için geçerli olan ve bir ışıklı camın ötesinde geçerliliği olmayan sanal dünyalarda vardı. Eğer o da ünlü bir medya ikonu (icon) olsaydı (ki küçüklüğünde ona böyle bir şans perisi gelmemişti) o zaman belki şimdi böyle b*ktan sıkıntılar içerisinde olmazdı değil mi? "HA DEĞİL Mİ HA SÖYLESENE?!" (kendi kendine aynanın karşısında bu sözleri sarf etti).
Fazla iç dünyasına kapanmak onun için iyi olmasa gerekti ve bunu tecrübe etmek vasıtasıyla idrak etmişti. İç dünyanın sana neler getireceğini bir ben bir de Allah bilir derdi teyzesi. Rahmetli çok da iyi bir insandı. Biraz garip davranışları hariç... Olsun amann! Kim biraz garip değildir ki bu hayatta? (Kendini avutmaya çalışıyordu...) Herkes garip olabilir! Herkes! (fısıltı ile kendi kendine konuştu).

                                                           
                                                                BÖLÜM 2
Bir pazar akşamı gibisi yoktur. Bahdenher de bunu iyi biliyordu. İçki içerek ölmek için, hatta kendini asarak kurtulmak için ne de hoştur.... Belki de o kadar da hoş olmayabilir.... Duruma göre değişir değil mi? Açlıktan ölmek tek ölçü değildir acı ve çile eşiği belirleneceği zaman. Büyük ihtimalle de acı eşiği özneldir. Mesela Bahdenher için bu böyleydi. Ona anlatılan hikayeler öylesine gülünçtü ki! "-Salaklar" derdi böyle hikayeleri anlatanlara küçükken. Yarın sabah , tam da bir güzel pazartesi sabahında yapması gereken mühim bir iş vardi. Bu iş ,onun çalıştığı depoda kutu taşımaktan oldukça farklıydı. O kutuları taşımak tek taraflı bir beceri gerektirirken şimdi önünde duran mesela daha derin ve acı vericiydi. Yarın sabah yapması gereken şey fatura ödemekti. Faturanın neresi meseledir? Diye düşünenler olabilirdi fakat o bu konuda verecek cevap bulabiliyordu ise de insanların sadece anlamak istedikleri kadarını anlayacaklarını kaşarlanarak da olsa öğrenmişti. "Bazı şeyler değişmiyor Bahdenher! Anlıyor musun?" dedi arkasında beliren gölge.
                                                        ***
Karısı onu hiç sevmezdi. Her gece uyurlarken uykusunda sayıklanırdı. Kimi zaman bir yabancının adını sayıklar, kimi zaman Bahdenher'e söverdi istemsizce ve bu adamcağızı düşünmeye iterdi. Nasıl da bu kadar lanet olası bir pislik olabiliyordu eşi? Anlam veremiyordu. O yabancının kim olduğunu elbet bulacağım der ve kendini cesaretlendirirdi. Boşuna kürek çekiyordu... O yabancı karısının sevgilisi bile olabilirdi. Onunla sevişiyor ve hamile kalıp çocuğu Bahdenher'in üzerine yıkıyordu! Yok daha neler böyle bir şey olmayacaktı. O pezevenk her kimse (umurunda bile değildi kim olduğu) onu bulacak ve karımdan uzak dur diyecekti. Peki ya adam da o sırada onun kafasındaki "göleti" gösterip kahkaha atsaydı ne olacaktı? Bütün cesareti gidecekti. Neden kel olmak kötü olsundu ayrıca herkes keldi onun yaşında. Bir kaç artist hariç... Onlar da uyuşturucu havuzunda yüzen kaybedenler kulübü mensupları değil miydi zaten? Öyleydi muhtemeldir ki. Fakat bu bitmek bilmeyen paranoyak düşünceler Bahdenher'i ne zaman bırakacak ve o da o lanet depodaki işinden terfi ederek huzura kavuşacaktı? Ne olabilirdi ki sanki? İşten çıkıp kime, nereye gidecekti? Kim onun  gibi işe yaramaz birine kapı açacaktı. Zaten bütün başarı belgelerini kaybetmişti. O fantastik kimsede olmayan belgeler ah ah. Onlar olsaydı belki bir müfettiş bile olabilir bir kariyer yapardı. O ve kariyer yapmak bir arada pek inandırıcı olmasa da neden olmasındı değil mi? O orta yaşlı olabilirdi. hatta 47 yaşında bile olabilirdi fakat bu anlamsız bir ayrıntıdan ibaretti onun için. Öyle olmasını arzuluyordu aslında. Önemsememek ne hoş olurdu aman Tanrı'm!
                                                     
                                                            BÖLÜM 3
Karısı Angelict onun gibi namuslu da değildi ya. Sorun buydu zaten. Bir kadınla neden sevişmek için evlenmişti ki? Lanet olsun! Neden? -Dedi kendi kendine. Neden böyle bir saçma ergen davranışı gösterdiğini bir bilseydi keşke. Boşanmak mı? Asla böyle bir şey olmayacaktı. Bu onun sonu olurdu. Tek başına uyumak kadar iğrenç ve aşağılık başka ne vardı bu evrende? Uzaylılara sorsunlardı evet, evet uzaylılara! Mars'lılara! Onlar bile bir Angelict yanlarında olmadan uyumazdı. Neden uyusunlardı ki? Hah!
                                             ***
Pazartesi hiç peşini bırakmazdı sanırım. Bir önemli iş daha onu bulmuştu, başka bir pazartesi günü ama aynı yerde aynı zamanda. Bu sefer depoya gidip patronun lanet kolilerini sırtlanmadan ve ay sonundaki iki kuruş bozukluğun düşünü kurmadan önce (bankalar izin vermezdi o kabarık borçlarla zaten) yapması gereken önemli işi çözmeliydi. Bu önemli işi öğle arasında yapacaktı. Evet tam da patron mışıl mışıl öğle uykusuna yattığı zaman yapacaktı bu önemli işini ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna , yani ameleliğe devam edecekti. Bu iş aksatmaya gelecek türden değildi. Bir seferlik olması bir şeyi değiştirmezdi. Onun boynunun borcu haline gelmişti artık bu. O adamı haklayacaktı! Arkadaşına olan sözünü bozamazdı. O adam ölmeliydi , bu bir namus meselesiydi. Tanrı bunu önemsemiyordu evet fakat o ve arkadaşına verdiği söz Tanrı ne derse desin ona bir çakıl taşı bile engel olamazdı artık. O kızgın bir ejderdi. Aynen öyleydi! O adam arkadaşının karısının ırzına geçmişti. Buna izin vermeyecekti, bu adamın daha fazla yaşamasına! Elindeki bıçak ne güne duruyordu? Koli açmak için mi? Hayır,hayır adam haklamak için aynı zamanda! Kaba dayı mı olmuştu artık? Bir cellat mı? Kendi adalet sistemini kurmuş bir anarşist mi? Neden bu işi bu kadar önemsiyordu ki? Her türlü hapsi boylayacaktı. Bundan kurtulmanın tek yolu aklını başına toplamak ve bu cinayeti işlememekti. Kesinlikle böyleydi. Arkadaşı gelip onu boğazlamazdı her halde? "Sen benim namus meselemi üstlendin ama uygulamadın pislik!" diyerek BUM! kurşun sıkacak değildi herhalde. Zincirleme kaos! Amanın amanın ne de hoş! Öğle vakti bitmek üzereydi ve bu saçma meselenin üzerinde daha fazla durmadan vaz geçmiş bir şekilde koli taşıma işine geri dönecekti. Zaten kafasında bütün bunlar vuku bulurken o hala deponun pek de uzağında değildi. Kutu kutu pense derler.... O kutularda ne vardı acfaba? Patron ona yalan mı söylüyordu? Yoksa kaçak madde mi vardı? Olamaz! Olamaz!... hayır hayır böyle bir şeyi ne diye aklına kurt diye atmıştı kendi kendine? Kutuları yıllarca açıp inceleyen oydu ya zaten. şapşal seni seni... dedi kendi içinden. Taşımaya devam etti. Doğru depodan alıp hızla öbür depoya! Sonra insanlar o ürünleri çıt pıt tiriplerle marketten bir kuruşa alacaktı! Lanet olsun bu sisteme dedi. fısıltıyla elbet. Sanki kendisinde parlak bir fikir varmış gibi...
                                                                    BÖLÜM 4
Bahdenher depo sahibi tarafından azar işittikten sonra çöktü. Bu bardağı taşıran son damlaydı. Daha fazla onurunu ayaklar altında çiğnetmeyecekti. Bu kadar yeterdi. Başka iş mi kalmadı? Başka iş mi bulamayacaktı ki? Hamallık kimin neyine? O isterse pilot bile olabililirdi. Evet bir pilot! Pilot Bahdenher bütün yolcularımıza iyi uçuşlar diler. Nokta.
                                             ***
Eve döndüğünde (ev dediği bir gecekondu bozuntusu ve ana araç yolunun vızır vızır seslerin hemen yanı başında bir yerlerdeydi.) kendini yatağa attı. Yataktaki bitler umurunda bile değildi. Karısı Angelict ise mutfakta (!) kendi kendine söyleniyor gerilim üretmeye çalışıyordu. Geriliğm kadınları besliyordu ise de erkekler eğer bir para babası değillerse bir halt elde edemeyecekleri gerilimlere (ki özellikle kadınlarla ise) asla ve katiyen bulaşmazlardı. Kimse delirmedi ya?
                                   ****
Dışarıda hafif bir rüzgar esmekle beraber biraz da soğuktu. Yağmur ise hgafif, ve hafifçe çiseliyor idi. Böylesine bir yağmur kimseye bir zarar getirmezdi. Yağmurun tatlısı makbuldür, acısı yani sert ve hızlı olanı ise bir kasırga alemetidir. Bu nedenle yağmur yumuşakken sevilir ancak. Dışarıya çıkmasının sebebi elbette ki yeni bir iş bulma umuduydu. Yeni bir iş bulmak, yeni bir karı bulmak..."Dursana sen orda." Biri oan sesleniyordu sanki. Etrafına bakındı ancak bir şey göremedi. Boş verdi. Nasıl da tevafuk olmuştu. İn değil cin değildi ama neden kendi kendine dursana sen orda diye bir ses duymuştu. Amaaaan. Salla birader sallarsın gitsin. Sen iş bulmana bak hele. Büyük ihtimalle bunu da kendi iç sesi yankılattırmıştı içeride bir dehlizde. veya depoda. evet depoda. o lanet depoda. kutular ile....
                               ***
Bahdenher gibi bir beyefendi nasıl oluyordu da böylesine karanlık bir kadere mahkum edilebiliyordu. Artık o depoda çalışmayacaktı. Katiyen! O depo ve o kahrolası sahibi görmeye değmez tiplerdi. Yatağından kalktı ve mutfağa gitti. Angelict daha önce olduğu gibi yine mutfaktaki pozisyonunu almıştı. Adama; "kalkabildin nihayet tembel bitli adam" dedi. Bunu derken gözlerini imalı bir biçimde kısmıştı. Bu yüz ifadesini adam hemen yakalamıştı. Bu tür yaralar kolay silinemezdi ve zaten fark edilmesi de imkansızdı bilinç düzeyinde. Bu sözlerin altında kalamayacağına göre Bahdenher de cevabını şöyle oturttu: "nihayet keyfin yerine gelmiş ki  benim sinirlerimi hırpalıyorsun tatlı karıcığım! " Üslubu hiç de hoş değildi. Neredyese karısı kadar hiddetle haykırmıştı. Sarf edilen bu sözler , yemek masası (!)'nda konuşulmamalıydı ve etik değildi. Adam bu sözleri sarfettikten sonra konu hakkında etiklik derecelendirmesi yapmaya vakit olmadan kadın bir kez daha atıldı; "bitler sevgili kocamı biraz fazla mı pasaklı kıldılar? Veya sen mi bitleri "bit" yaptın? Ha ne dersin buna?" dedi.
Bunu duyan adam öfkesi çığırından çıkmışçasına haykırdı; "defol evimden alçak kadın!" Bunu duyan Angelict büyük bir travma sonrası duruşla elindeki tabakları yere düşürdü ve hıçkırarak odasına gitti. Bu kadının doğal savunmasıydı. Adam bunu biliyordu ve hiç de dayanılabilir bir işkence değildi bir erkek için ağlayan bir kadın görmek. Ama o dayanabilirdi belki. En azından haksız bir hıçkırığın cezasını kendisi çekemezdi. Karısı giderse gitsindi. Bir önemi yok! Evet istiyorsa gidebilirdi. O lanet olası eğer ona böyle davranmak istiyorsa o da sert ve acımasız olarak aynı şekilde kendisine uygulanan muammeleyi karşıya ödetirdi. Sonuç olarak o zavallı bir ameleydi. Karısını ise herkes isterdi. En kötü ihtimalle yatağa atıp cebine on kuruş verirlerdi! Ama ya kendisi ne olacaktı? Açlıktan ölecek!
Bahdenher silah çekip kendini cehenneme yollamak isterdi aslında. Bir mermi kadar uzaklıktaydı kurtuluş! Bir mermi! Bahdenher gibi zavallı biri için hayat ne ifade ederdi artık? Karısı az önce kapıyı çarpıp elinde bir valizle (olabildiğince eski ve bozuk) gitti. Bahdenher ise gururundan Angelict'e dur bile demedi. Bu adamcağızın içine biraz daha oturdu. Hemen bir yolunu bulup bu çıkmazdan kendini kurtarması lazımdı. Aksi halde delirip bir odaya hatta bir hücreye tıkarlardı onu! Evet öyle yaparlardı! Bir sigara yaktı ve şarabını yudumladı. Şarap da dünden kalma bardağın dibindeki tek yudumluk olandı. Ne boka yarayacaktıysa artık...
                                          
                                                                       BÖLÜM 5

Bahdenher kadar acınası bir adam hayatımda hiç görmemiştim. Bu adamın hatıratları bile miğdemi bulandırdı ve bir aşağılık adam nasıl yaşar işte bunu gördüm onun notlarında. Bu anlatması oldukça zor bir durum lakin hatatını kim kutu taşıyarak geçirmek ister ki?
Ben kendi halime şükretmeyi seçiyorum bu hatıratı okuduktan sonra. En azından isimlerimiz aynı olsa da ben o Bahdenher değil bu Bahdenher'im!
                                                               ***
Adaşı bir amelenin notlarını (ki sahaftan elde etmişti bu notları) okumak Bahdenher'e pek yaramamıştı. En azından Angelict adında aptal bir karısı yoktu! Ve dünden kalma şarap içmek zorunda da değildi. Bahdenher , hiç değilse istediği şarabı istediği zaman elde edebilirdi. İstediği kadını da öyle. Tamam, belki çok zengin değildi Bahdenher fakat durumu görmezden gelinebilecek kadar da kötü değildi. Bir arabası bile vardı hem de RidingWind marka bir spor arabası. New York'daki herkes zengin değildi ve çoğu fakirdi. Sırf iş için oradaydılar. O gökdelenler gerçek sahiplerinindi, Lord'ların anlarsınız...
Arabası belki NY (New York) 'da fazlasıyla insanda vardı fakat onun arabası sıradan aşağılık bir dar gelirli NY'liden daha havalıydı! (Cool). Evet daha havalı. Havalı bir güneş gözlüğü gibi işte dostum! Anlarsın ya. Bu bir çocuk kitabı değil, ananı sikerler eğer öyle dersen... Neyse geri dönelim Bahdenher 'e.
                                            *****
New York! Ah o ışıltılı sokaklar ve Times Square! (?)
                  ******
Hayat fazla hızlı idi oralarda. Gereksiz.... Neden o kadar acele ve koşulturma içindelerdi?...
********************
Lanet olası bir kaç herifçi oğru Bahdenher 'in RidingWind (araba) 'ini çizmişti. O heriflere derslerini verebilirdi evet.... hepsini götlerinden kazığa geçirecekti!!! HAHAHAHHA!
Dursana bi dakika dur dur.... Yoksa o notlarını okuduğu adamın etkisi altında mı kalıyordu? O adam das aynen böyle sapık düğşünceleri olan biri olmalıydı ki bunları zaten hatıratlarında belli ederek göstermişti.. Yoksa benimsemiş miyidi? Fuck u asshole...
-










0 Comments