KUMBARA


J. fakir bir ailede yaşıyordu ve elbette bu ekonomik darlığın onun ve ailesinin üzerindeki etkileri kaçınılmazdı. Doğduğu günden son durumuna kadar bu önemli bir karar verici faktör olmuştu. Fakirlik hakkında bildiği bir şey varsa o da ne denli can yakıcı sonuçlar doğurabildiğiydi. Öyle anlar gelirdi ki J, hayatta bu kadar şanssızlığa katlanmasını sorgulamaya bile başlardı. Fakir olmak sadece filimlerde görülen bir oldu sanılıyordu galiba! Aslında bir gün biri ,bir şekilde ona derdini soracak olsaydı ne hoş olacaktı değil mi? Ama nerede! Kimse kılını kıpırdatmazdı. J. gibileri için hayat dört duvar arasında bilgisayar başına geçip eğlence dünyasına dalmak , orada kendinden geçmek kadar hoş ve kolay değildi. Hayatı daha çok arka mahallelerde, eski model arabalarla edilen ucuz klimasız seyahatlerde geçiyordu. Seyahat derken aklınızdan sakın bir keyif aracı olanı kastettiğini düşünmeyin çünkü J. için hiçbir şey o kadar "keyifli" geçmemiş ve geçmiyordu hayatında. Zorunlu işler kavramını duyanınız var mıdır? Elbette! Hele bir de aşağılık bir zorunluluk gibisi yoktur. Öylesine pis ve ezici bir zorunluluktur karın tokluğuna çalışmak. Aslında belki de epimiz karın tokluğuna çalışıyoruzdur? Yalansa söyleyin lütfen. O biraz daha acımasız koşullar içerisindeydi ve en hoşlanmadığı insan türü de şımarık müşterileriydi. Şımark müşteri ne alaka, sanki lüks bir mağaza veya restorantta mı çalışıyordu? Pek sayılmaz fakat şımarık olmak her müşterinin doğasında vardı. Öyle ki , J. gibi bir yedek parça dükkanında yarı zamanlı olarak gelip gidenlere , mağaza sahibinin yakında geleceğini söylemekle görevli biri için bir işte çalışıyor demek bile güçtü. Şayet eğer bir işi olsaydı, nereye ve neye hizmet ettiği kesin çizgilerle belirli olurdu. Bir yedek parça dükkanında dikilmek, veya otopark yazısı altında ok çizilmiş bir karton tabelayı yol kavşağında tutmak bir amaca hizmet değildi. Oldukça aşağılayıcıydı aynı zamanda bu işler ona göre.

Comments