Bilmek, Hatırlamak, Unutmak

Bu yazımda ele alacağım konu tam da başlıktan anlaşılacağı üzere bilgi ve onu nasıl işlediğimizdir. Konunun uzmanı olmamakla beraber bu yazıyı yazmamın amacı hem kendim araştırırken öğrenmek hem de bu araştırmalarımı sizlerle paylaşmaktır. O kadar yanlış anlaşılma vardır ki bu konuda, bazen insan nefes alamaz duruma gelir. 

O kadar art niyet vardır ki insan kendini çıkmazda hisseder bu meselede. Muhakkak başınıza gelmiştir anlatacağım örnek; Belli bir koşul ve durum sonucu bir adam gelir yanınıza ve sorular sormaya başlar. Bu soruların cevabını bildiğinizi varsaymakta veyahut sizin bilginizi ölçmek istemektedir. Belki kendi öz güveni için belki de merak sebebi ile.

 O ana kadar bu bilgilere hakim olduğunuzu zannetmektesinizdir fakat sorular karşısında bunlarla ilk defa karşılaşıyormuşcasına çaresiz kalırsınız ve kendinizden şüphe etmeye başlarsınız. Özellikle de İlber Ortaylı gibi birinin sunduğu bir soru cevap yarışmasında kesinlikle başınıza iyi şeyler gelmeyecektir. "Hatırlayamadım" dersiniz ve Hoca size "hayır, zaten bilmiyordun"der. Ezilirsiniz. Hoca orada egosunu tatmin etmekle ve halihazırda sizden kat ve kat üstün bilgi seviyesiyle sizi ezmekle gününüzü berbat etmiştir. Hiç bir hata gözünden kaçmaz. 

Bu onun elindeki tek silahıdır çünkü hayata karşı. Eve dönersiniz ve yarışma bitmiştir bütün Türkiye önünde rezil olmuşsunuzdur ve yatağınıza yattığınızda bütün soruların cevapları zihninizde belirmeye başlar. Öfkelenirsiniz. Bu bilgiler neden iş işten geçtikten sonra belirmeye başlamıştır? Ben böyle hafızanın! Diye söze başlarsınız. 

book, read, learning, i am a student, knowledge, library ...
Fakat şunu da göz önünde bulundurun, belki de zihninizin çalışma biçimi böyledir? Ne dersiniz?
Ancak dünya acımasızdır ve sizden koparabildiği kadar iyiliği ve alçak gönüllülüğü koparır.

Yazının başlarında da sözünü ettiğim gibi, bu konuda ve beynimizin çalışma biçimi konusunda yüksek bir bilgiye sahip olmadığım ve öğrendiklerimin çoğunu ihtiyacım olduğu zamanlarda geri çağıramadığım için bu konunun profesyonellerinden yardım alacağım. 

Scientific American'a göre bunun belli bağzı sebepleri olabilir. Kendileri şöyle diyor:

"Beyin, 100 milyar nöronuyla, birden fazla dil öğrenmek veya insanları uzaya gönderen şeyler yapmak gibi inanılmaz eylemler yapmamıza izin verir. Yine de bu şaşırtıcı kapasitemize rağmen, anahtarlarımızı nereye koyduğumuzu rutin olarak unuturuz, neden markete gittiğimizi de unutuyoruz ve kişisel yaşamımızla ilgili olayları hatırlamaya çalışırken başarısız oluyoruz."

Tanıdık gelmiştir anlatılanlar. Ne kadar da ilginç değil mi? En "aptalca" ayrıntıyı bile unutabiliyorken, uzaya araç gönderecek güce sahip olmamız?

Yine Scientific American'da yer alan ve başka bir kaynaktan alıntı yapılmış olan bir paragrafı da sizlere sunmak isterim; 

"Bunu kumda yazılmış bir mesaj gibi resmedebilirsiniz, kıyı boyunca çarpan her okyanus dalgası, yazıyı sonunda tamamen kaybolana kadar siler. Kum, beyinde hafıza oluşturan hücrelerin ağını ve okyanus dalgaları da geçen zamanı temsil eder."

Demek ki bir süre sonra sonsuza dek unutacağız. Ne kadar acı verici değil mi? Mesela okumak için ömrünüzden günler harcadığınız o kıymetli kitaplardan birinde çok önemli bilgiler vardı ve siz okurken aydınlanmıştınız. Artık aradan otuz iki sene geçti ve yaşlı bir adamsınız. O bilgiler artık sonsuza dek yok oldu. İstediğiniz kadar hatırlamaya çalışın ama hepsi çöpe gitti. Kaybettiniz. Kaderiniz bu şekilde yazılmış. Aslında her birimizinki bu şekilde. 

Aeon.co 'dan kısa bir cümle aktarmakta fayda görüyorum; "Beyniniz bilgiyi işlemez, bilgiyi almaz veya anıları depolamaz. Kısacası: beyniniz bir bilgisayar değil"

Yine Aeon'dan bunu da aktarmak isterim: "bilgisayarlar gerçekten dünyanın sembolik gösterimleri üzerinde çalışırlar. Gerçekten depolarlar ve alırlar. Gerçekten işlerler. Gerçekten fiziksel anıları vardır. İstisnasız yaptıkları her şeyde algoritmalar tarafından gerçekten yönlendiriliyorlar.
Öte yandan insanlar bunu yapmazlar - asla yapmazlar. Bu gerçek göz önüne alındığında, neden bu kadar çok bilim adamı zihinsel yaşamımızdan bilgisayarmışız gibi bahsediyor?"

Ayrıca sizlere Kaliforniya Üniversitesi'nden Nörobiyolog Jeffrey Johnson'un bir araştırma yaptıktan sonra söylediği bir sözü aktarmak istiyorum: "Beyniniz hala bir bilgiyi barındırıyor olmasına rağmen, her zaman bu bilgilere erişemezsiniz."

Peki bu kadar olumsuz bilimsel sonuçtan sonra biraz iç açıcı bir gerçekle sizi tanıştırmak istiyorum. Ron Richards, California State Üniversitesi, Los Angeles (1968)'den mezun olmuş bir forum yazarı. Kendisi bu konu üzerine aldığı bir soruya şöyle cevap veriyor: 

"Genel olarak konuşacak olursak, öğrenilen bilgi kaybolmaz. Sadece bilinçaltına veya bilinçdışına yani beynin derinliklerine itilir. Bazen hipnoz yoluyla veya çalışmakta olduğunuz bir soruna cevap vermeniz gerektiğinde geri çağırılabilirler. Her gün çapraz bulmaca yapıyorum. Yıllar içinde bazıları kolay, bazıları zor yüzlerce kitabı tamamladım. Çoğu zaman belirli bulmaca sorularını cevaplamaya çalışıyorum fakat yapamıyorum ve bir gün, hatta bir hafta sonra bulmacayı tekrar elime aldığımda hemen cevabı buluyorum. Sanki beyin sen cevabı bulmak istediğinde bunun üzerine kendi içinde çalışmaya başlıyor gibi. Sadece istediğiniz her an bir bilgiyi geri çağıramazsınız."

Umarım bu son bilgi içinizi rahatlatmıştır. İçimizde beynimize karşı her zaman bir şüphe kalacaktır. Bundan kaçamayız. Korkularımız ve öğrendiklerimizin boşa gittiği inancı hep içimizde olacaktır. Hep korkacağız belki de bu nedenle. Bilim adamları bile bu kadar birbiriyle çatışırken hala içimizde bir umut var olmalıdır bence, belki de her zaman sahip olacağız edindiğimiz bilgilere, belki de onca zaman boşa gitmedi.

Yazan: Yunus Emre Vurgun (Yunus Blog'un kurucusu)

0 Comments:

Post a Comment

Free website traffic to your site!https://switchere.com/?r=rp4041uncvqm
Total Page views of this site shown below: